TA’KİD
İfadeye açıklık getirememe, anlatamama halidir. İkiye ayrılır.
1. Lafzi ta’kid: Bir cümlede kelimelerin yerli yerine kullanılmamasından doğar. Örnek:
Ben fakîrî etme terk memnûn-i ebnâ-yı zaman
Hasıl etmezsen değil gam matlabım yâ Rab bana
Râgıp Paşa
2. Manevi ta’kid: Bir cümlede kelimeler yerli yerince kullanılmakla beraber bir anlam çıkmamasına denir.
Örnek: Âlemin cânı değilsin cân-ı âlemsin sen
Nef’î
TA’RİFAT
Mevki sahipleri ve bazı görevlileri tasvir eden şiirler. Divan
edebiyatı nazım türüdür. Birkaç beyitlik bendler halinde yazılırlar.
Sâfi Kasım Paşa’nın, Kalkandelenli Fikri’nin, Gelibolulu Mustafa
Ali’nin, Yenişehirli Avni’nin ta’rifatı vardır.
Örnek:
Nedür bildüm mi defter-dâr efendi
Eğerçi bir iki üç var efendi
Kiminün işini altun iderler
Kimin ma’zül kimin mağbûn iderler
Olardur sâ’i-i genc ü hazînle
Olardur sâhib-i mâl u define
Kalkandelenli Fikri
TA’ŞİR
Bir gazelin her beytinin veya bir beytinin üzerine sekiz mısra
eklenerek yapılan mu’aşşerdir. Divan edebiyatı nazım şeklidir.
Edebiyatımızda örneği fazla görülmez. Yahya Bey’in Muhibbî’nin (Kanunu
Sultan Süleyman) gazeline yaptığı ta’şiri örnek olarak verilebilir.
Haste olmak gûşmâl-i Hazret-i İzzet gibi
Her kişinün yalımın alçak ider gurbet gibi
Değme bir kimse göre gelmez refahiyyet gibi
Nâleler gûyâ derây-ı rıhlet-i râhat gibi
Dâr-ı dünya cây-ı fürkat menzil-imihnet gibi
Devleti bir âlet-i hengâme-i zahmet gibi
Sağlıgun bünyâdı yok âyinede sûret gibi
Matla’ı şâh-ı cihânun maşrık-ı hikmet gibi
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
Yahya Bey
TAŞTİR
Bir gazelde her beytin iki mısrasının arasına iki veya üç mısra
ekleyerek manzume meydana getirmek. Divan edebiyatı nazım şeklidir.
Kelime, Arapça "bir şeyin yarısı, iki cüzünden bir cüzü" anlamındaki
şatr kökünden gelir. Taştirde, aynı vezin ve kafiyede, araya iki mısra
girerse terb-i mutarraf, üç mısra girerse tahmis-i mutarraf olur.
Edebiyatımızda XVIII. yüzyıldan sonra örnekleri görülen taştir çok az
kullanılan bir şekildir. En çok Halveti şeyhlerinden Aydi Baba
yazmıştır.
TAZMİN
Bir şairin, bir mısra veya bir beytin bir başka şairce kullanılması.
Divan edebiyatı nazım türüdür. Tazmin edilen mısra veya beytin
sahibinin zikri şarttır. Tazmin eden şair, şiiri herhangi bir nazım
şekline tamamlar ve aldığı sahibini belirtir. Örnek: Recaizade Ekrem’in
şiirini tanzim:
Sanırım ismini kuşlar heceler
Seni söyler bana dağlar dereler
Su çağıldar kuzular kırda meler
Seni söyler bana dağlar dereler
Hep seni aşkın eserken serde
Hüsn ü ânın görünür her yerde
Gezdiğim duygulu vâdilerde
Seni söyler bana dağlar dereler
Yahya Kemal Beyatlı
TECÂHÜL-İ ARİF
Anlamla ilgili sanatlardandır. Bilinen bir gerçeği, bilmez görünerek
söylemek yöntemiyle yapılır. Bilinen şey, bilinmiyormuş gibi
anlatılırken genellikle bir espriye dayandırılır. Bu yapılırken
mübalağa ve istifham sanatından da yararlanılır. Örnek:
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Fuzulî
(Bilmiyorum, dönen kubbe mi su rengindedir, yoksa gözyaşlarım mı
gökyüzünü kaplamıştır.) Fuzuli, kubbenin, yani gökyüzünün mavi renkte
olduğunu bilmiyor gibi görünüyor. Aslında gözyaşlarının gökyüzünü
kaplayacak kadar çok ağladığını belirtmek için bu yola başvurmuştur.
TEFRİK
Anlamla ilgili sanatlardandır. Aynı çeşide giren iki şey arasına,
birbirine aykırı taraflar (tebâyün) sokularak bir farklılık meydana
getirilmesidir. Örnek:
Budur farkı gönül mahşer rûz-ı hicrândan
Kim ol cânım verir cisme bu cismi ayırır cândan
Ortak çeşit gün, aykırı taraflar ise cisme can verme, cisimden canı ayırmadır.
TEHZİL
Alay ve şaka yollu yazılmış nazire. Hezl diye de bilinir. Çokluk
tanınmış şairlerin şiirlerine vezin ve kafiye taklit edilerek yazılır.
Tehzil, ciddi şiirleri bayağılıktan uzak ciddi bir duruma soktuğu için
edebiyatın güzel ve eğlenceli örnekleri arasında kabul edilir. XVII.
yüzyıldan sonra yaygınlık kazanan bu tür şiirin örneklerini daha çok
Sürûri, Havâyi, Sünbülzade Vehbi, Hüseyin Kâmi (Dehri mahlasıyla),
Fazıl Ahmet Aykaç, Halil Nihat Boztepe vermişlerdir.
TEKRAR
Bir ifadede aynı sözcük ya da söyleyişi, estetik kaygı gütmeden birkaç
kez tekrar etmek. Aşırı tekrar sözkonusu ise buna kesret-i tekrar
denir.
TELMİH
Divan edebiyatı sanatlarından. Söz sırasında bilinen bir olaya, bir
kişiye, kıssaya ya da atasözüne işaret etmektir. Ama bu kişi ya da şey
uzun uzadıya değil bir iki sözcükle anlatılır. Örnek:
Ey nâme sen ol mâh-likâdan mı gelirsin
Ey Hüdhad-i ümmid Saba’dan mı gelirsin
Nabî
(Şair beytinde Süleyman-Belkıs kıssasını hatırlatıyor.)
TENÂFÜR
Bir ifadede birbirleriyle uyuşmayan harf, hece, sözcük ya da tamlamaların kulağa hoş gelmeyen etki yapmasıdır. İkiye ayrılır:
Harflerle tenâfür: Çıkış noktaları aynı ya da birbirine yakın harflerin aynı sözcükte toplanması. Örneğin: Yaptırttık
Sözcüklerle tenâfür: Söylenişleri zor olan, dinlenmesinden zevk alınmayan ağır vurgulu sözcüklerin art arda sıralanması: Örnek:
Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi
TENASÜB
Divan edebiyatında anlamları arasında bağlantı bulunan sözcüklerin aynı ifadede kullanılmasıyla yapılan edebi sanat. Örnek:
Asîb rûzigârı gülistân-ı dehre
Sen serv-i gül-izârı hevâdar olan bilür
Bakî
Tenasüb, ilham ve tezat sanatlarıyla da birlikte kullanılır. Bu yönüyle
de ikiye ayrılır: İlham-ı tenasüb: İlham ve tenasüb sanatlarının
birlikte kullanılmasıyla yapılır. İki anlamı olan bir sözcüğün, dize ya
da beyit içinde belirtilmemiş anlamıyla diğer bazı sözcüklerin arasında
anlam bakımından bağlantı kurularak yapılır. Örnek:
Ne güzel vâkıadır bu ki asup can gözünü
Hâb-ı gaflette geçen ömrümü rü’yâ gördüm
Zatî
(Can gözünü açıp gaflet uykusunda geçen ömrümün bir rüya olduğunu görüp
anlamam ne güzel bir olaydır. Rüya, düş kelimelerinin kastedilmeyen
ikinci anlamının hâb ve rüya sözcükleriyle ilişkisi vardır.)
İlham-ı tezad: İlham ve tezat sanatları birlikte kullanılır. İki anlamı
olan bir sözcüğün dize ya da beyit içinde belirtilmemiş anlamıyla
anlamlı bir sözcük arasında ilişki kurmak şeklinde yapılır.
Belirtilmeyen anlam cinas yoluyla sağlanır. Örnek:
Serverlik ister isen üftâdelik şiâr et
Kim düşmeden ayağa çıkmadı başa bâde
Fuzulî
(Burada ayak önce kadeh sonra gerçek ayak anlamlarıyla kastediliyor.
Fuzulî beyitte sözcüğün vurgulamadığı ayak anlamı ile baş sözcüğü
arasında tezat yapıyor.)
TERDİD
Bir anlatımda sözü dinleyici ya da okuyucunun ilgisini
yoğunlaştırdıktan sonra konuyu hiç beklenmedik bir sonuca götürme
yoluyla yapılan edebi sanat. Sözün ciddi bir sonuca varması haline
terdid-i sâdık, varmamasına terdid-i mutâyip denir. Örnek:
Dizilirler ayakta
Ana baba ve kardeş
Hayal ırak... Irakta
Eder fiillerle güreş
Başından kayar yastık
Nura döner karanlık
Sırlar çözülür artık
Kırka çıkınca ateş
Necip Fazıl Kısakürek
TERZA RİMA
Üçer mısralık bentlerle kurulur. Bend sayısı belirsizdir. Tek bir mısra
ile sona erer. Kafiye şeması şöyledir: Aba bcb cdc ded e.
İlk olarak İtalyan edebiyatında görüldü. Dante İlahi Komedya’sını bu
nazım şekliyle yazdı. Edebiyatımızda terza rima’yı Tevfik Fikret,
Şehrâyîn adlı tek şiirinde denemiştir. 1908’den sonra pek
kullanılmamıştır. Bu biçimde yazılmış kısa şiirlerin son mısrasının
kuvvetli olmasına dikkat edilir.
TESBİ
Bir gazelin beyitleri önünü beş mısra eklenerek yapılan müsebba’dır.
Müsebba musammatlardan bir nazım şeklidir. Kafiye şeması şöyledir:
Aaaaa (aa) bbbbb (ba) ccccc (ca). Tesbi, Türk edebiyatında çok az
görülür. İzzet Molla’nın Fuzuli’nin bir beytini, Leyla Hanım’ın da
İzzet Molla’nın bir beytini tazmin yoluyla oluşturduğu tesbi’ler de
vardır.
TETABU-I İZÂFÂT
İkiden fazla ismin meydana getirdiği zincirleme tamlama. Edebiyatımızda
Türkçe, Farsça, Arapça kaidelere göre kurulmuş üç çeşit tetâbu’ı
izâfâta rastlanır. Türkçe kurala göre iki, Farsça kurala göre üç
kelimeden meydana gelen tamlamalar anlatımı bozmaz. Türkçe tetâbu’-ı
izâfât’a örnek:
"Ahmet’in söylediklerinin doğruluk derecesinin araştırılması..."
Farsça tetâbu’-ı izâfât’a örnek:
Ey vucûd-ı kâmilün âyin eclâr-ı feyz-I Hak
Âsitânım kıble-ı hâcât-ı erbâb-ı yakîn
Fuzulî
TEVÂRÜD
İki şairin birbirinden habersiz aynı mısrayı veya beyti tesadüfen yazması.
TEVKİYE
Anlamla ilgili sanatlardandır. İki veya ikiden fazla anlamı olan bir
kelimenin yakın anlamını söyleyip uzak anlamını kasdetmek. Birçok
edebiyatçı bu sanatı iham sanatıyla aynı kabul etmiştir. Fakat ihamda,
ikiden fazla anlamı olan kelimenin bir mısra veya beyitte bütün
anlamları kasdedilirken, tevriyede uzak anlamına işaret edilir. Örnek:
Kûyunda nâle kim dil-i müştâkdan kopar
Bir namedir Hicaz’da uşşakdan kopar
Nâili-Kadim
TRİYOLE
On mısralı bir nazım şeklidir. Önce iki mısralı kısım, sonra dörder
mısralı iki kısım gelir. Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün
sonunda, yine birinci kısmın ikinci mısrası ikinci dörtlüğün sonunda
tekrarlanır. Dört mısralı kısımlarda, eklenen mısraların ilk üç mısra
ile anlam bütünlüğü sağlaması gerekir. Kafiye şeması şöyledir: Ab aaaa
bbbb. Örnek:
Yüzünde hasta-i sevdâ gibi melâlet var,
Nedir bu hâl-i perişanın ey hilâl-seher?
Sabâh-ı feyz-i bahâride mübtesem ezhâr
Çemen çemen mütemevvic nesîm-i anber-bâr:
Niçin? Ben anlamadım kimden etsem istifsâr?
Yüzünde hasta-i sevdâ gibi melâlat var!
Dem-i seherde yanında şu parlayan ahter
Hazan içinde solan bir çiçek gibi dil-ber
Sürûr fec ile şâdân iken bütün yerler,
Nedir bu hâl-i perişanın ey hilâl-i seher?
Tahsin Nuhid
VECİZE
Söyleyeni belli, kısa, anlamlı söz. Özdeyiş diye de bilinir. Bireysem
ya da toplumsal bir ilke, bir görüş, bir kanıyı en kısa yoldan anlatır.
Yaşam deneyimine ve gözleme dayanır. Vecizeler bağımsız yazıldığı gibi,
bir eserin içinde dağınık da bulunabilir. İslam büyüklerinin bu tür
sözlerine kelam-ı-kibar denir. Vecize önce eski Yunan edebiyatında
yazılmıştır. Klasizm edebiyatı döneminde, Larochefoacauld’ın Maximes
(Vecizeler) adlı eseriyle Avrupa’ya gelmiştir.
VEZN-İ ÂHAR
Halk şiiri nazım şekli. Aruzun müstef’ilâtün müstef’ilâtün
müstef’ilâtün müstef’ilâtün kalıbıyla murabba şeklinde yazılır. Her
mısra bir müstef’ilâtün cüzüne sığacak şekilde dört kelime veya kelime
grubuna bölünür. Birinci mısranın 2. Cüzü ikinci mısranın başına,
ikinci mısranın 2. Cüzü üçüncü mısranın başına, üçüncü mısranın 2. Cüzü
dördüncü mısranın başına getirilir ve bu cüzlerden sonra gelen cüzler
birbirlerini izler. Örnek:
Ey vaslı cennet/kıl câna minnet/vay, serv-ı kamet/cân içre cansın
Kıl câna minnet/vay serv-ı kamet/cân içre cansın/nev-res fidansın
Vay serv-kamet/cân içre cansın/nev-res fidansın/suh-ı cihansın
Cân içre cansın/nev-res gidansın/şûh-ı cihansın/gözden nihansın.
Tokatlı Nurî
Şubat 10, 2008 | Kategori:Edebiyat - Turkce| (0) Yorum Yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa | / | Sonraki Sayfa>>