Nickinize Tıklayarak İsim Değiştiriniz,Sesten Rahatsız Olursanız, Sesi Kapatınız
Genç Kalemler'de Milli Edebiyat, Millî Roman ve Hikaye, Milliyetçilik, Sebk-i Hindi ve Yerlileşme Eğilimi, Fecr-i Ati Edebî Topluluğu Beyannamesî, TÜrkİye'de Edebİ Akimlar(hİsarcilar), Hisarcılar Akımı, Türk edebiyatında roman, Eleştiri, Ödev
Millî Roman ve Hikaye
Milli Edebiyat dönemi öykü ve
romancılarının sanat anlayışları ve dünya görüşleri farklı olmasına
rağmen birleştikleri ortak nokta halka doğru eğilmekti.Buradan da
hareketle dönemdeki roma ve hikayeler herşeyden önce sade bir dil ve
memleket edebiyatı ülküsünün yarattığı coşkuyla yazılmıştır.Bu dönem
edebiyat ortamında ortaya çıkan “Memleket Edebiyatı”, şiir alanında
olduğu kadar roman ve hikaye alanında da büyük yankı
uyandırmıştır.Roman ve hikayelerde işlenen konularla her kesimden halka
hitab edilmiştir.Halka ulaşmada Cumhuriyet döneminde devletin katkısını
da unutmamak gerekir.Nabizade Nazım’dan (Karabibik - 1890) ve Ebubekir
Hazım’dan (Küçük Paşa - 1910) sonra Refik Halit sürgün edildiği Sinop,
Çorum, Ankara ve Bilecik’teki gözlemlerinden yararlanarak yazdığı
hikayelerini “Memleket Hikayeleri” adıyla kitaplaştırdı.Dönemin diğer
bir önemli yazarı olan Ömer Seyfettin yaşadığı dönemin akımlarını
(Ashabıkehfimiz, Hürriyet Bayrakları), Balkan Savaşı’nın acılarını
(Bomba, Beyaz Lale), tarihi kişi ve olayları (Topuz, Pembe İncili
Kaftan, Forsa), Halk menkıbelerini ve yanlış inançları (Yüz Akı, Perili
Köşk), veya toplumun aksayan yanlarını, töreleri (Rüşvet, Kesik Bıyık)
ya çarpıcı gözlemler yaparak ya da mizahi bir tarzda yansıttı.Reşat
Nuri Güntekin’in Çalıkuşu (1922) romanı Kurtuluş Savaşının yaşandığı
dönemde verdiği ulusal mesajla genç ruhlara idealizmi aşıladı. Çalıkuşu
ile Anadolu gerçek yaşantı ve gözlemler eşliğinde roman dünyasına
girmiş oluyordu. Halide Edip Adıvar, bu dönemde özellikle Turancılık
düşüncesini (Yeni Turan - 1913), Kurtuluş Savaşının acı dolu yıllarını
(Ateşten Gömlek - 1922, Dağa Çıkan Kurt - 1922) roman ve hikayelerinde
konu olarak işledi.Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise eserlerinde Tanzimat
döneminden Birinci Dünya Savaşı’na kadar yetişen üç kuşak arasındaki
anlayış farklılığını ele aldı (Kiralık Konak - 1922).Milli Edebiyat
döneminde yazarların öykü ve romanları gözleme dayandığı için
gerçekçilik (Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Yakup Kadri) ve doğalcılık
(Bekir Fahri, Selahattin Enis, F.Celalettin, Osman Celal) akımının
ilkelerini benimsemişlerdir. Milli Edebiyat Dönemi’nde yazarlık
yaşamına başlayan Selahattin Enis, F.Celalettin,Osman Cemal Kaygılı,
Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Sermet Muhtar Alus, Mahmut Yesari
özellikle Cumhuriyet döneminde üne kavuştular.TiyatroMilli Edebiyat
döneminde tiyatro alanında çalışmalar, roman ve öykü kadar başarılı
olamamıştır.Bununla birlikte belli bir canlanma da görülmüştür.Bu
dönemde özel tiyatroların yanı sıra resmi tiyatrolarının kurulması
içinde birtakım girişimler olmuştur.İstanbul Belediye Başkanı Cemil
(Topuzlu) Paşa İstanbul’un kültür yaşamına renk ve canlılık getirecek
olan bir konservatuar kurulması düşüncesini Belediye Meclisi’ne kabul
ettirdi. Bu gelişme üzerine Paris’teki Odeon Tiyatrosu müdürü Andre
Antoine’i İstanbul’a çağırdı.Darülbedayi-i Osmani adıyla bir sa- nat
kurumu oluşturuldu.Darülbedayi önce iki bölüm halinde açıldı: Bunların
ilki Tiyatro Bölümü diğeri ise Müzik Bölümü idi.Darülbedayi’de ilk
olarak Hüseyin Suat’ın Emile Fabre’den uyarladığı Çürük Temel (La
Maison d’Argile) adlı oyun sahnelendi (Ocak 1916).Bunu Halit Fahri’nin
Baykuş adlı oyunu izledi (Mart 1917).Daha çok hafif güldürü, vodvil,
manzum dramlar türünde oyunlar düzenleyen Darülbedayi Birinci Dünya
Savaşının yarattığı güçlükler, iç çatışmalar ve bölünmeler yüzünden
çalışmalarını aralıklı olarak sürdürdü.Daha sonra ise Şehir Tiyatrosu
adını almıştır.Darülbedayi’nin kuruluş amacında yerli oyunların
yazılmasını özendirme ve oynama amacı vardı.Milli Edebiyat Dönemi
yazarlarının bir bölümü Darülbedayi ye ve özel tiyatrolara oyun
yetiştirmek için birçok denemeler yaptılar ama bu oyunlar, özellikle
dil ve anlatımı Milli Edebiyat ilkelerine uygun olmasına rağmen tiyatro
sanatı ilkeleri açısından oldukça zayıftı. Milli Edebiyat Dönemi
tiyatro yazarlığı konusunda Muhasipzade Celal, Reşat Nuri Güntekin ve
İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci belli bir başarı düzeyine ulaşmış
yazarlandandır. Edebiyat Tarihi ve EleştiriTürk Edebiyatı’nın Batılı
yöntemle ve gerçekçi bir anlayışla inceleme konusu yapılması Milli
Edebiyat Dönemi’nde gerçekleşmiştir.O güne kadarki incelemeler
genellikle şuara tezkireleri anlayışının belirgin örnekleri olarak
görülüyordu ve Tanzimat ile Servet-i Fünun dönemlerindeki kimi
incelemelerde Türk Edebiyatına toptan bir gözle bakmaktan uzaktı.İlk
kez Köprülüzade Mehmet Fuat edebiyat tarihi ve eleştiri konusunda
uyulacak ilkeleri ve yöntemleri saptayarak Türk Edebiyatı’nın destanlar
çağından günümüze kadar olan gelişmesini kültür değişmelerinin
belirleyici ölçütlerini gözeterek ortaya koydu.Ali Canip, Mithat Cemal,
İbrahim Alaeddin gibi yazarlarda edebiyat tarihi ve monografi türündeki
çalışmalarıyla daha çok eğitim kurumlarının gereksinimlerine yanıt
vermeye çalıştılar.
Genç Kalemler'de Millî Edebiyat
Diğer iki ideoloji yani
Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi, milliyetçilik de, er-geç, edebiyatta
tesirini göstereceği tabii idi. Gerçekten, 1911 yılı Nisan' ında
Selanikte çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi ile, milliyetçilik
cereyanı edebiyetta da başlamış oldu. Ömer Seyfettin, Akil Koyuncu,
Rasim Haşmet ve daha önce Fecr-i Ati Encümeni' nde bulunan Ali Canib
gibi gençlerin çıkardıkları bu dergi, "Milli Edebiyat" deyimini ilk
defa ortaya atarak, böyle bir edebiyat yaratma görevinide üzerine alır.
Milli bir edebiyat yaratmak için, edebi dilin millileştirlmesinden
başlayarak, "Yeni Lisan davasını ortaya atar. Genç Kalemler, ilk
sayısından son sayısına kadar başmakalelerini temel hedefi "yazı dilini
konuşma diline yaklaştırmak " ve böylece "yazı dili ve konuşma dili
ikiliğini ortadan kaldırmak" olan "Yeni Lisan" meselesine ayrıldığı
gibi, zaman zaman diğer sütunlarını dabu konu etrafındaki münakaşalara
ayırmış, meseleyi tam bir ciddiyet ve ısrarla yürütmeye çalışmıştır.
Edebiyat
dilinin o zamana kadar tamamıyle Arapça ve Acemcenin hakimiyeti altında
"yapma bir dil" olduğuna inanan gençler, Edebiyat- Cedide ve Fecr-i Ati
üyelerini "dillerinin yabancılığından dolayı" şiddetle tenkit etmişler
ve daha geniş halk kitlelerine hitab etmek imkanını sağlayacağı vee
böylece medeni kalkınmaya da yardım edeceği için sadece edebi değil,
aynı zamanda sosyal bir dava saydıkları "Yeni Lisan" davasının
gerçekleştirilmesini şu işlemlere bağlamışlardır:
1 - Arapça ve
Farsça gramer kaidelerinin kullanılmaması ve bu kaidelerle yapılan
tamlamaların - bazı istisnalarla - kaldırılması,
2 - Arapça kelimelerin gramerce, asllarına göre değil, Türkçedeki kullanışlarına göre değerlendirilmesi,
3 - Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçede söylendikleri gibi yazılmaları,
4 - Bütün Arapça ve Farsça kelimelerin kullanılmasına devam edilmesi,
5 - Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmaması,
6
- Konuşmada İstanbul şivesinin esas tutulması.Yeni lisan hakkındaki
düşüncelerini böylece belirten gençler, Tanzimat devrine kadar İran' ın
ondan sonra Fransa' nın taklitçisi saydıkları Türk edebiyatının, artık
"taklit safhasından çıkarak yaratma safhasına geçmesini" ve bunun
içinde "Türk halkının hayatına yönelmesini" istiyorlardı. Ancak, bu
yöneliş isteği roman, hikaye ve tiyetro ile ilgilidir. Bu türler,
konularını ve kişilerini yarli hayattan almalıdırlar. Fakat tamamıyle
"vicdani bir keyfiyet" olan şiir için böyle bir kayıda lüzum yoktur.
Şiire tanıdıkları bu imtiyaz, onları, sanat anlayışında ikiliğe
düşürmüş ve Edebiyat-ı Cedide ile Fecr-i Ati' nin ferdiyetçi sanat
anlayışından tamamıyla ayrılmamıştır.Buna rağmen, Genç Kalemler' in
edebiyat ve edebi dil anlayışları Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati
mensublarınca büyük bir tepki ile karşılandı. Mehmed Rauf Hüseyin
Cahid, Halid Ziya, Cenab Şahabeddin, Süleyman Nazif, Yakub Kadri ve
Köprülü-zade Mehmed Fuad tarafından yapılan itirazlar, daha çok, "Yeni
Lisan' ın bir edebiyat dili olmayıp ancak bilim dili olabileceği",
sanat eserlerinin milletlerarası olması sebebi ile edebiyatın da milli
olamayacağı ve Genç Kalemler'ce açıklanan Milli Edebiyat anlayışının
"ırki bir karakter taşıdığı" noktalarında toplanıyordu.Bir yıldan fazla
süren bu karşılıklı çekişmeler sırasında, Fecr-i Ati' den Hamdullah
Subhi ile Celal Sahir de Yeni Lisan hareketini kabul ettiklerini
bildirdiler. Genç Kalemler; bir yandan da, - düşüncelerini bizzat
uygulamak maksadı ile - Yeni Lisan' da yazdıklarıyazıları yayımlıyor,
aynı safhada, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şairlerinden birinin bir
şiiri ile Yeni Lisan' la yazılmış bir şiiri yan yana koyarak
okuyuculara karşılaştırma imkanı da sağlamaya çalışıyorlardı. Bu
yazılar arasında onların Milli Edebiyat anlayışına en uygun örnekler,
Ömer Seyfettin' in hikayeleri ile Ziya Gökalp' in Demirtaş ve Gökalp
imzaları ile yayımladığı bazı şiirleridir.Balkan Harbi yüzünden dergi
1912 Eylül' ünde kapandıktan sonra, yazarlarının büyük bir kısmı
İstanbul' a göçerek yazılarını Türk Yurdu' nda ve diğer bazı dergilerde
yayımlamaya devam ettiler. Milli Edebiyat Hareketi, yeni yazarların ve
hatta kendisine önce muhalif olanların (Yakub Kadri, Köprülü-zade
Mehmed, Refik Halid) ve yeni yetişen gençlerin de katılması ile
kadrosunu ve tesirlerini hızla genişletti. Süleyman Nazif, Cenab
Şahabeddin ve Ali Kemal' in şiddetle devam eden muhalefetlerine rağmen,
Türkiye Cumhuriyeti' nin ilanından önce, konuşma dili edebi dilin
yerini tamamıyla almış, bu gayeye ulaşmak için Tanzimat' tan beri süren
çabalar sonuçlanmış gibidir.
Şubat 16, 2008 | Kategori:Edebiyat - Turkce|
(1)
Yorum Yaz!
Bağlantı
<<Önceki Sayfa
|
/
|
Sonraki Sayfa>>
Bu Yazıyı Arkadaşına Göster