Kaside denen ve ustalık isteyen
Divan kalıbını en iyi kullanan şairin Nef'i olduğunda bütün
edebiyatçılar birleşirler. Hiciv yazdığı zaman, mısralar neşter
gibidir. Kaside yazdığı zaman, mısralar, haşmet ve saltanat doludur.
Aşkı, mitolojik imajlarla anlatır. Savaşı anlatan satırlarında, cengin
bütün gümbürtülerini, düşen kellelerin bütün dehşetini, yenmenin
göklere sığmayan sevinci ile, yenilginin çamurlu homurtusunu
duyarsınız... Velhasıl Nef'i, her kasidesine, her gazeline, bir başka
orkestra ile girer ve şiiri, çok sesli bir mûxxxî haline getirir.
1572'de Hasankale'de doğdu... Mehmet Bey'in oğludur. Mehmet Bey, Kırım
hanlarının maiyetinde bulunuyordu. Bu sebeple Kırım Hanı Canbeygiray'a
oğlunu tanıştırmış ve Can-beygiray'dan oğlu için, Kuyucu Murad'a hitap
eden bir tavsiye almıştır. Bu tasviye mektubunu Kuyucu Murad'a veren
Nef'i, İstanbul'a gönderilmişti.
KASİDELERİ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ
Nef’i İstanbul'a geldiği yıllarda iyi şiir yazıyordu. Nitekim ilk
hamisi Kuyucu Murad'a, daha sonra, zamanın sadrazamı Nasuh Paşa'ya
kasideler yazmıştır. Padişah, Birinci Ahmet idi. Birinci Ahmet de
şiirler yazıyor ve "Bahtî" takma adını kullanıyordu. Nef'i'nin padişaha
takdim ettiği kasideler büyük ilgi görmüş, atiyelere, ihsanlara yol
açmıştır.
Nef'i'nin şiir sanatındaki ünü, kısa bir sürede, bütün Osmanlı ülkesine
yayıldı. İstanbullu şairler tarafından kıskanılıyor ve padişahın
iltifatları çevresine dost kadar, düşman da topluyordu. Birinci Ahmet
ölünce, yerine Birinci Mustafa, onun halli ile de İkinci Osman geçti.
İkinci Osman da şairdi. Bu sefer Nef'i, yeni padişaha da kasideler
sunmaya başladı. Divan'nın en kıymetli kasidesi olarak bilinen:
"Aferin ey rûzigârın şehsuvar-ı safderi
Arşa as şimdengeru tiğ-i Süreyya cevheri"
beytiyle başlayan kasidesini Sultan İkinci Osman'ın Lehistan seferi için yazmıştır.
PADİSAHİN HOŞLANMADIĞI KİŞİLERİ HİCVEDİYORDU
Nef’i, Dördüncü Murad zamanında en saltanatlı günlerini yaşadı. Saraya
yerleşmiş padişahın musahipleri arasına girmişti. Tantanalı yaşamayı,
tantanalı konuşmayı, tantanalı yazmayı seviyordu. Saray da onun bu
isteklerine uygun yerdi. Üstelik Dördüncü Murad da iyi şiir yazıyor ve
Nef'i'nin şiirlerini hayranlıkla okuyordu. Nef'i, padişahın bulunduğu
bazı meclislerde gümbürtülü şiirlerini gümbürtülü sesiyle okuyor,
insanlar alıyor, ya da neşter gibi cümlelerle padişahın hoşlanmadığı
kişileri hicvederek alkış topluyordu.
Nef'i, çağı yozlaştıran bazı devlet adamlarını hicvetmiş ve bunları,
"Siham-kaza" adlı bir kitapta toplamışlar. Türkçesi, kaza yıldırımı
anlamına gelen bu kitabı bir gün padişah okurken, çevresine bir
yıldırım düşmüş, bundan bir uğursuzluk sezen Dördüncü Murad, Nef'i'nin
hiciv yapmasını yasaklamıştı. Nef'i, bu yasağa çok üzüldü ama, kabul
etti. Bu haleti ruhiyesini yazdığı şu beytinde görmek mümkündür:
"Bugünden ahdim olsun, kimseyi hicvetmeyim, illâ
Ger icazet verseydin, hicv ederdi bahtı nâsazı..."
Ama Nef'i yine dayanamadı ve Bayrampaşa için bir hiciv yazdı. Dördüncü
Murad, bunu haber aldığı zaman, Nef'i'yi huzuna çağırıp, hicviyenin
kendisi tarafından yazılıp yazılmadığını sordu. Nef'i'nin öyle bir
üslubu vardı ki, "yazmadım" dese bile, onun yazdığı belli olurdu.
Padişaha baş eğip kendisinin yazdığını söyledi. Öfke içindeki padişah,
boynunun vurulmasını buyurdu. 1635 yılının 27 Ocak kışında, kar bütün
İstanbul'u örterken, boğularak öldürüldü ve cesedi denize atıldı.
Nef'i, Divan edebiyatımızın, mısralarına, Wagner musikisi koyan yaman
bir şairimizdir. İran edebiyatından gelen abartılmış imajları büyük
ustalıkla kullanmış, aşk şiirerini bile kendisine has bir musikî ile
doldurmuştur.
"Kavs-ı ebrusunu kursa, yıkılır tak-ı felek,
Tir-i müjgânım atsa, titirer cay-ı adem..."
Sevgilisi, her hangi bir şeyden sinirlenip kaşını kaldırsa, gök kubbe
(evren) yıkılırmış!.. Kirpiğinin okunu atsa, yokluk ülkesi titrermiş!..
Bir gazelinin ilk dört satırı, musikimizin piri sayılan Itri Efendi tarafından bestelenmiş ve bu beste günümüze kadar gelmiştir:
"Tuti-i mucize gûyem ne desem laf değil
Cerh ile söyleşemem, âyinesi saf değil
Ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana
Ehl-i dil, birbirini bilmemek insaf değil!.."
"Bir papağanım ama, herkesin söyleyemeyeceğini söyleyen bir papağan.
Zemane ile söyleşemem, çünkü yürekleri temiz değildir. Yüreği temiz
olmayana gönül adamıdır diyemem. Gönül adamlarının birbirlerini
bilmemeleri olacak iş değil..."
Hayyamane beyitleri çoktur:
"Zahit bize peymane yeter sanma tehi-dest
Lazım mı hemen suphe-i mercan elimizde."
"Ey sofu!.. Bizi eli boş belleme... Elimizdeki kadeh bize yeter. Hep elimizde mercan tesbih olacak değil ya!.."
Nef'i, çağını süslemiş, zenginleştirmiş bir sanatçımızdır.
başlıca eserleri:
Sihâm-ı Kazâ (Hiciv şiirleri),
Türkçe Dîvân,
Farsça Dîvan.
işte size bir kaç beyiti:anlayana çok laf var
tahir efendi bana kelp demiş
iltifatı bu sözde zahirdir,
maliki mezhebim benim zira,
itikadımca kelp tahirdir.
gökten nazire indi sihamı kazasına
nefi diliyle uğradı hakkın belasına
bana kafir demiş müfti efendi
tutalım ki ben diyem ona müslüman
varıldıkta yarın ruz-i cezaya
ikimizde çıkarız anda yalan
ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
gam çekme hakikatte eğer ârif isen
farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş
Şubat 10, 2008 | Kategori:Mesneviler ve Kasideler| (0) Yorum Yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa | / | Sonraki Sayfa>>